Ana içeriğe atla

Fantastik edebiyata dair

İçinde kendinizi bulduğunuz dünyanın bilinen ve tahmin edilen kurallarından ve gerçekliklerinden sıkıldığınızda yapabileceğiniz dendiğinde en çok verilen yanıt sanal dünya iken, bu dünyaya en büyük rakip fantastik edebiyattan geliyor gibi görünüyor. Fantastik edebiyat, yaratıcılığın sınırlarını aşkınsal noktalara taşıyan bir çaba. İnsanın kendi gerçekliğine artık katlanamadığı ve yeniden başka bir bağlamda başka bir "ben" ile yola çıkabilme hayalinin bir yansımasıdır. Teknolojinin bugünkü haliyle olmadığı, daha basit ancak zor koşulların var olduğu dünyalarda sihrin fizik kurallarının tahakkümünü kırdığı, bilimselliğin baskıcılığının bulunmadığı bir evren sunuyor bizlere.

Bu noktada fantastik kurgu, insanın aydınlanma öncesi doğasını yakalayabilme arayışı olarak nitelenebilir.  İhtilal sonrası özgürlük ve bunun getirdiği özel mülkiyet metası sonrası kazanç temelli ekonomi algısı altında şekillenen yeni benliğin, insan doğasının kaotik özgürlük arayışını baskıladığı ve insanı kendisine ve emeğine yabancılaştırdığı aydınlanma süreci sonrası dünyanın içerisinde kişi, çoğunlukla istediği şeyi yapabilme ve kendine yetebildiği, kendi gücü ve tanıdıklarıyla ezici rekabetin olmadığı sıradan bir dünyanın öykünmesi içerisinde yaşamakta. Bu bağlam içerisinde kişi, birey kavramının kendisine yüklediği ultra demokratik özgürlük ve liberal ekonomi gerçekliği içerisinde doğala dönme mücadelesi veriyor. Fantastik kurgunun içerisndeki dünya kuralları, kuralların onur ile yazıldığı, yazıdan çok sözel kültür evresine ait evrenlerde geçmekte. Yazının getirdiği tahakkümün var olmadığı bu dünyalarda ideallerin her şeyden öte olduğu, iyilik için yaşayan kahramanların varolduğu bu evrenlerde, insanlar varoluşlarının amacını buluyor: bir şey için yaşamak ve mücadele etmek.

Pragmatizm ve kar amaçlı varoluşun dünyasında, idealler ve mutlu olmak için yaşanan basit bir dünyanın yansıması.. Fantasik kurgunun bu kadar ilgi çekmesinde özellikle bu alternatif özgürlük arayışının etkisi yadsınamaz. Düşünmenin en aktif olduğu ve dünyanın kurallarına alternatiflerin arandığı, idealizmin kutsallaştığı gençlik yıllarında bu edebiyatın daha çok okunması göz önüne alındığında, fantastik kurgunun taşıdığı fonksiyon açıkça görülebilir. Her ne kadar gerçek olmasa da başka bir gerçekliğe küçük bir tanıklık.. Aynı gece karanlığında perdesi açık kalmış bir evin penceresinden içeriyi gözetleyip başkalarının hayatlarını nasıl yaşadığına bakmak için kafanızı uzatmak gibi.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Düğüne 2 gün var, vedaya ise +3 hafta

İnsanın hayatında önemli anlar veya süreçler oluyor bazen. O anlarda, "hiçbir şey eskisi gibi olmayacak" diyoruz da bazen eskisi gibi olmaya devam ediyor; sadece değişmesini umuyoruz. Ancak sanırım içinden geçtiğim şu süreçle ilgili "asla aynı olmayacak" diyebiliyorum. Aynı anda ben de umuyorum. Dernekte 1, UN'de 1,5 derken şu anki iş yerimde en uzun çalışmış olmanın verdiği bıkkınlık duygusu, her şeyi kötü ve çürüyen biçimleriyle görmeme neden olurken tam denk geldi aslında bu askerlik olayı. Her şeyden kurtulmalı bazen: aynılığın seni ruhsuz mekineye çevirdiği işinden, görmekten bıktığın arkadaşlarının değerini anlayamayacak dereceye çıkmış olan öznelliğin sınırlarını zorlamaktan, hep elinde olduğunu "varsaydığın" şeylerin ön kabulünden, aynı koşullarda aynı veya benzer şiddette tekrarlanan acıların hayatı yaşamanı engellemesinden ... Sıkıntı... Buydu beni şu maceraya gitmeye iten. Bir zamandan sonra her türlü şeye dayanmak zorlaşıyor; altında ezildi...

Adnan Çoker'in "Retrospektif"lerine Dair

İnsan, mevcut durumundan bıktığında veya kurtulmak gereksinimi duyduğunda bir yöntem geliştirmeye çabalar; bunu başardıktan sonra kendini yeni yaratısının içine hapsedince de bu yaratının altında ezilme yaşayıverir. Ancak "eskiye dönüş"ü teklif eden biri çıktığında da aradaki bağlantıyı anlayamayıp (nerden anlayalım ki? Sonuçta binlerce yıllık birikimi kafamızda kümülatif olarak arşivleyip analiz etmiyoruz herhalde) neden böyle "aptalca" şeyler önerildiğini veya üzerinde konuşulduğunu düşünürüz. Şimdi biraz daha somut bir örnek üzerinde konuşulmalı. Daha tüylü, tırtıklı dişli ve parçalı yamalı kıyafetli atalarımız (Emo'lardan daha iyi olduğuna eminim) içkin potansiyellerini keşfedip de ilk fiziksel yapılarını inşa etmeye başladıklarında, doğadaki kaotik "düzen"den kurtulmak ve kendilerine daha düzenli bir düzen meydana getirmek konusunda ilk adımı attılar. Artık şekilsiz mağaralar veya oyuklar yerine, şekli şemali belli evlerde oturabileceklerdi. Bir ...